Yeteneğin Yönetimi

Yetenek yönetimi son yıllarda İnsan Kaynakları’ nın önemli bir yapı taşı haline gelmiştir. Bunun sebeplerine baktığımızda, ilk olarak yetenekli gücü firmaya çekmek, rekabetin her geçen gün arttığı dünyada gün geçtikçe daha da zor hale gelmektedir. Bir kişinin firmaya olan maliyetlerine baktığımızda; işe alım maliyeti (hem harcanan zaman hem de maddi), bilgisayar, telefon gibi donanım maliyeti, servis, yemek gibi temel ihtiyaçların karşılanması, kişinin ihtiyaçlarına ve gelişimine yön verecek eğitim maliyeti ve tabiki emeğinin karşılığı olan ücretin ödenmesi. Tüm bu maliyetleri göz önünde tutarak değerlendirecek olursak; çalışan işe başlıyor, ilk üç ay işe alışma ve sahiplenme ile geçiyor sonrasında da işe katkı sağlamaya başlayacağı zaman yetenekleri ortaya çıkıyor. Neler yapacağını, neler yapamayacağını, güçlü ve gelişime açık yanları yavaş yavaş oluşmaya başlıyor ve firma artık çalışandan yarar sağlamaya başlıyor. Sağlayacağı yararı bir üst boyuta taşımak için eğer çalışanın yapabileceğine inanılıyorsa üst pozisyonlar için kariyer haritası çiziliyor. Bunu yaparken bence en önemli şey çalışan ile gerçekleşen yüz yüz görüşmelerdir. Çalışanın firmadan ve kariyerinden beklentiler ile firmanın çalışandan beklentileri aynı yolda yürümüyorsa orada bir problem var demektir ve yetenek yönetimi yolunda gitmiyordur. O yüzden gerekli feedbacklerin verilmesi gerekmektedir. Yetenekli çalışanları elde tutarak kar oranını artırmayan işletmelerde turnover oranı yüksek olacak, sürekli gerçekleşen bu sirkülasyon firmaya zarar verecektir. Bağlılık oranı yüksek firmada çalışmak hem çalışanlara hem de firmaya olumlu katkılar sağlayacaktır. Tabiki çalışanı elde tutmanın tek yolu yetenek yönetimini oluşturmak değildir ancak kariyer haritasını net bir şekilde görmek çalışana kendini değerli hissettirecek ve bağlılığın artmasında etkili olacaktır.

Kitap Önerisi 5: Bir İnsan Kaynakları Masalı

 

indir
Herkese merhaba,

Bugün sizlere aslında daha önceden okuduğum bir kitabı tavsiye etmek istiyorum. Kitap adından da anlaşılacağı gibi masal tadında ancak bir o kadar gerçek… Özden Aslan yalın ve sade bir dil seçmiş kitabı yazarken, bu da okuyucuya vermek istediği mesajı net olarak veriyor.

Kitabın ana karakteri olan Ezgi, İnsan Kaynakları Departmanı’nda işe başlayan bir yeni mezun.İşini seven, azimli, hırslı ve çalışkan. Mesleğe yeni atılmasından dolayı yaşadığı acemiliklerden çıkarttığı derslerle yoluna devam eden özverili biri.

Çalıştığı şirkette yaşadığı olayları tüm sadeliğiyle aktarıyor kitap. İnsan Kaynakları uygulamalarına çok fazla değindiğini söyleyemeyeceğim. Açıkçası kitap öğretici değil ancak düşündürücü ve keyifli. Yaşanabilecek, güncel olay örgüsü sebebiyle, ben olsam ne yapardım acaba? diye düşüneceğiniz birçok kısım yer alıyor.

İnsan Kaynakları mesleğinde olan ya da bu mesleğe adım atacak olan herkesin okumasını tavsiye ederim.

Keyifli okumalar dilerim 🙂

Outlook Da Maillere Okundu İsteği Ekleme

outlook-1.png
Bugün sizlerle iş hayatı için faydalı olabileceğini düşündüğüm bir bilgiyi paylaşmak istiyorum. Outlook kullanan herkesin bilmesi gerektiğini düşünüyorum ve bu şekilde faydalı bilgileri bizlerle paylaştığı için Industryolog Akademi‘ye teşekkür ediyorum.

Yeniden merhaba Birine mail attığımızda acaba mailimi aldı mı, okudu mu gibi kafamızda oluşan soru işaretlerinden kurtulmak için bugün maillere okundu bilgisi istemeyi eklemeyi göreceğiz. Dosya–>Seçenekler(Options)–>Posta İzleme başlığının altındaki maddeleri kendi isteğiniz doğrultusunda düzenlebilirsiniz. Ayrıca mail atarken de aşağıdaki şekildeki gibi Seçenekler kısmından teslim ve okundu bilgisini düzenleyebilirsiniz. Ama bu seçenekleri her mail atışınızda ayarlamanız gerekir.…

İş Hayatı İpuçları 3 – Outlook da Maillere Okundu İsteği Ekleme — Industryolog Akademi üzerinden

Industryolog Akademi’nin de dediği gibi Bilgi Paylaştıkça Çoğalır 🙂

Çalışma Süreleri

20140512_624600

İnsan Kaynakları’nın en önemli parametrelerinden biri İş Kanunu’dur.. İş Kanunu’nda çalışma ile ilgili çoğu kavram açıklanmıştır. Öncelikle çalışma süresi nedir? Çalışanın, çalıştırıldığı iş boyunca geçen zamandır.

Aşağıda ki durumlarda çalışma sürelerinden sayılır;

a) Madenlerde, taşocaklarında yahut her ne şekilde olursa olsun yeraltında veya su altında çalışılacak işlerde işçilerin kuyulara, dehlizlere veya asıl çalışma yerlerine inmeleri veya girmeleri ve bu yerlerden çıkmaları için gereken süreler.
b) İşçilerin işveren tarafından işyerlerinden başka bir yerde çalıştırılmak üzere gönderilmeleri halinde yolda geçen süreler.
c) İşçinin işinde ve her an iş görmeye hazır bir halde bulunmakla beraber çalıştırılmaksızın ve çıkacak işi bekleyerek boş geçirdiği süreler.
d) İşçinin işveren tarafından başka bir yere gönderilmesi veya işveren evinde veya bürosunda yahut işverenle ilgili herhangi bir yerde meşgul edilmesi suretiyle asıl işini
yapmaksızın geçirdiği süreler.
e) Çocuk emziren kadın işçilerin çocuklarına süt vermeleri için belirtilecek
süreler.
f) Demiryolları, karayolları ve köprülerin yapılması, korunması ya da onarım ve
tadili gibi, işçilerin yerleşim yerlerinden uzak bir mesafede bulunan işyerlerine
hep birlikte getirilip götürülmeleri gereken her türlü işlerde bunların
toplu ve düzenli bir şekilde götürülüp getirilmeleri esnasında geçen süreler.

Sorularla çalışma sürelerini anlatmaya çalışalım:

  1. Ara dinlenme süreleri nasıl belirlenir?
    Dört saat veya daha kısa süreli günlük çalışmalarda ara dinlenmesi en az onbeş dakika, dört saatten fazla ve yedibuçuk saatten az çalışmalar için en az yarım saat ve günlük yedibuçuk saati aşan çalışmalar bakımından ise en az bir saat ara dinlenmesi verilmelidir. Ancak ara dinlenmeleri çalışma süresinden sayılmaz.
  2. Haftalık çalışma süresi ne kadardır?
    Yasada belirtilen haftalık çalışma süresi 45 saattir.
  3. Günde en fazla kaç saat çalışılır?
    Günlük çalışma süresi her ne şekilde olursa olsun 11 saati aşamaz.
  4. İşin başlama ve bitiş saatleri işçiler için farklı şekilde düzenlenebilir mi?
    Yapılan işlerin niteliğine göre, işin başlama ve bitiş saatleri işçiler için farklı şekilde düzenlenebilir.
  5. Çalışma süresinin belgelenmesi gerekir mi?
    İşveren, işçilerin çalışma sürelerini uygun araçlarla belgelemek zorundadır. İşveren puantaj vb kayıtlarla çalışma süresini belgeleyebilir.
  6. Denkleştirme esasına göre çalışma nedir?
    Tarafların yazılı anlaşması ile haftalık normal çalışma süresi, işyerinde haftanın çalışılan günlerine günde onbir saati aşmamak koşuluyla farklı şekilde dağıtılabilir. Bu halde, yoğunlaştırılmış iş haftası veya haftalarından sonraki dönemde işçinin daha az sürelerle çalıştırılması suretiyle, toplam çalışma süresi, çalışması gereken toplam normal süreyi geçmeyecek şekilde denkleştirilir. Bu şekildeki çalışma sistemine denkleştirme esasına göre çalışma denir.
  7. Denkleştirme esasına göre çalışma en fazla ne kadar süre ile yapılabilir? Denkleştirme iki aylık süre içinde tamamlanır. Bu süre toplu iş sözleşmeleri ile dört aya kadar artırılabilir. Bu sürelerin bitiminde belirtilen süreler tekrar başlatılabilir.

    Örnek: Haftanın 5 günü çalışılan bir işyerinde işçi iki hafta boyunca haftalık toplam 55 saat çalışmışsa, daha sonraki iki hafta boyunca haftada 35 saat çalıştırılmak suretiyle,
    haftalık ortalama çalışma süresi olan 45 saat aşılmamış olacaktır.

  8. Kısmi süreli çalışma nedir?
    İşyerinde tam süreli iş sözleşmesi ile yapılan emsal çalışmanın üçte ikisi
    oranına kadar yapılan çalışma kısmi süreli çalışmadır.

    Örnek: Tam süreli iş sözleşmesi ile haftalık bir işyerinde 45 saat çalışılıyorsa bu işyerindeki kısmi süreli çalışma haftada 30 ve daha az yapılan çalışmalardır.

  9. Telafi çalışması günlük en çok kaç saat olarak yaptırılabilir?
    Telafi çalışması, günlük en çok çalışma süresi olan 11 saati aşmamak koşulu ile günde 3 saatten fazla olamaz. Telafi çalışması, tatil günlerinde yaptırılamaz.
  10. Kısa çalışma nedir?
    Üç ayı geçmemek üzere; işyerinde uygulanan çalışma süresinin, işyerinin tamamında
    veya bir bölümünde geçici olarak en az üçte bir oranında azaltılması veya süreklilik koşulu aranmaksızın en az dört hafta süreyle faaliyetin tamamen veya kısmen durdurulmasıdır.
  11. Gece postalarında işçiler en fazla ne kadar süre ile çalıştırılır?
    İşçilerin gece postalarında 7,5 saatten çok çalıştırılmaları yasaktır.
  12. Gece çalışma saatleri hangi aralıktadır?
    Gece çalışması akşam 20:00 ve sabah 06:00 arasında gerçekleşen çalışmalardır.
  13. Postaların değişiminde dinlenme süresi en az ne kadar olması gerekir?
    Posta değişiminde işçiler sürekli olarak en az 11 saat dinlendirilmeden çalıştırılamaz.
  14. Postalar halinde çalışan işçilere hafta tatili nasıl verilir?
    Postalar halinde işçi çalıştırılarak yürütülen işlerde, işçilere, haftanın bir gününde 24 saatten az olmamak üzere ve nöbetleşme yolu ile hafta tatili verilir.

 

Kaynaklar:

Hoş gel 2017…

happy-new-year-2017-wallpaper-download-1024x576 (1).jpg

2016 hepimizin bildiği gibi ülkemiz adına iyi bir yıl olmadı. Bireysel olarak baktığımızda belki bazılarımız için büyük başarılar, mutluluklar getiren bir yıldı ancak çoğul düşündüğümüzde fazlasıyla acı dolu…

Yeni yıl demek; yeni dilekler, yeni umutlar, yeni başlangıçlar, yeni kararlar…

2017’nin hepimize şans, mutluluk, huzur ve bol başarı getiren bir yıl olması dileğiyle;

Yeni yılımız kutlu olsun 🙂

Kitap Önerisi 4: Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz

0000000187061-1.jpg

Yaşar ne yaşar ne yaşamaz…

Hayata başka bir açıdan bakmamızı sağlıyor Aziz Nesin bu romanında. Bürokrasi, komik ve dramatik bir şekilde ele alınmıştır. İnsanları bazen ne kadar zorlu süreçlere tabi tuttuğunu, kolay olan işlerin işleyişinde ki güçlüklerin insan hayatına yansımasını anlatıyor. Yaşar; hayata bir sıfır yenik başlamış, bürokrasinin hayatını elinden almasını sadece izlemiş ancak hiç bir çözüm bulamamış biridir.

Continue reading “Kitap Önerisi 4: Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz”

Kitap Önerisi 3: Çember

neokur_1467169561

Çember, Amerikalı yazar Dave Eggers tarafından yazılmış ilginç ve bir o kadarda ürkütücü bir kitaptır. Neden mi? Kitapta yer alan teknoloji firmasının adı Çember’dir ve kendilerini Akıllı Adam diye tabir eden üç kişi tarafından kurulmuştur. Çember’in amacı; şeffaflaşmaktır. Peki şeffaflaşmak ne demek? Yani herkesin her dakika nerede ne yaptığını görebilmek. Sır yok, gizlenmek yok ve hatta özel hayat yok. Her yer kamulaşacak, her şey netlik kazanacak. Kitapta şuan kullandığımız teknolojiler mevcut ancak yazar bunu bir adım ileri taşımış ve gelecekte nasıl bir boyut kazanacağını göstermeye çalışmıştır.

 

Kitabın arka kapağında şunlar yer almaktadır;
“Ürkütücü.”
-The Washington Post-

“Büyük Birader hâlâ peşimizde.”
-Time-

“Çağrışımları korkunç olsa da, okuması çok zevkli.”
-New York Times Magazine-

Çağdaş Amerikan edebiyatının yetenekli kalemi Dave Eggers, tüm dünyada büyük yankı uyandıran ve listelerin ilk sıralarına oturan romanı Çember’de ütopik, ancak son derece tanıdık bir manzara seriyor gözler önüne. Google, Facebook ve Apple gibi devlere göndermelerle Eggers, Çember’de internetin bir sonraki evresini hayal ediyor ve dijital mecralardaki yaşamlara dair sürükleyici bir öykü anlatıyor. Gerçek olamayacak kadar mükemmel bir teknoloji şirketinde işe başlayan Mae Holland’ın Çember macerası, katıldığı ağlar ile yeni katmanlar kazanıyor ve özgürlük yavaş yavaş esarete, mahremiyet hırsızlığa dönüşüyor. Kameralar her şeyi kaydediyor, bulut tüm izlerimizi yedekliyor, birileri bizi her zaman gözetliyor: Çember hepimizi içine alarak kapanıyor ve kaçacak yer bırakmıyor.

Tüm dünyada otuzu aşkın ülkede yayımlanan Çember, yakın geleceğin ve uzak olmasını dileyeceğiniz ihtimallerin kitabı.

Teknoloji nereye gidiyor?  Toplumlar ve örgütler  birbirlerini nasıl etkiliyor?  diyorsanız bu kitap tam da size göre…

Keyifli okumalar 🙂

Türkiye’nin En Çok Okunan İK Blog Yazıları Derlemesi

zemin

Örgütsel Psikolog & Danışmanı Sibel Karamaraş’ın güzel fikriyle başlayan, Türkiye’nin En Çok Okunan İK Blog Yazıları isimli projesi yaklaşık 4 ayın sonunda tamamlanmıştır.

56 İK Blogger yazısından oluşan bu çalışmanın amacı;  Türkiye de ki İK bloggerların en çok ele aldığı konu ve yazıları tek çatı altında toplamaktır.

Proje sonunda, bir değerlendirme yazısı ve tavsiye edilen kitaplar kısmına yer verilmiştir.  Değerlendirme yazısında; blog yazılarının genel içeriğini ve en çok ele alınan konularını değerlendiren Sibel Hanım ACT Danışmanlık desteği ile başarılı bir proje gerçekleştirmiştir.

Tek tek bloggerlar ile iletişime geçmesi, yazıları derlemesi, tasarım ve yayınlama konusunda ki tüm emekleri için ve beni de çalışmasına dahil ettiği için kendisine teşekkür ederim.

Aşağıdaki linkten derlemeye ulaşabilirsiniz:

Türkiye’nin En Çok Okunan İK Blog Yazıları Derlemesi

İyi okumalar dilerim

Sevgilerle…

İK Blogger Etiği

etik-badge
Sevgili Uzm.Psk.Melis Tiftikçi’nin organize ettiği bu çalışmaya beni de dahil ettiği için kendisine teşekkür ederek yazıma başlamak istiyorum.
22 Ekim de #ikbloggerlaribeyinfirtinasi olarak başlayan süreç sonucunda ilk proje; İK blogger etiği olmalı diyerek yola çıkıldı.

Gerçekleşen fikir paylaşma süreci sonunda; #ikblogetikleri isimli ilk proje sonucuna ulaşmıştır ve belirlenen İK blog etikleri şu şekildedir:

  • Özgürlük: Düşünce, üslup ve içerik özgürlüğüne saygı duyarız.
  • Dürüstlük: Alıntıları ve esinlenmeleri belirtiriz.
  • Bağımsızlık: Blogger’lıktan çıkar gözetmeyiz.
  • Nesnellik: Eleştirilerimizi gerekçeli ve tarafsız yaparız.
  • Saygı: Cinsiyet, yaş, etnik köken, din, mezhep gibi farklılıkları zenginlik olarak görür, değer veririz.
  • Yenilikçilik: Yenilikleri araştırır, öğrenir, geliştirir ve paylaşırız.Toplanan fikirleri, tek bir dil ve düşünce birliğinde buluşturan; Ahmet Eryılmaz ve Burçin Şoray Erdağ’a, böyle güzel fikilere öncülük eden Melis Tiftikçi’ye ve emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum.Sevgilerle…

İK’yı Nasıl Bilirsiniz?

indirBugünkü konum, başlıktan da anlaşıldığı gibi insanların İK’ya bakış açısı. Geçenlerde katıldığım English Job İnterview eğitiminden sonra bu yazıyı yazmaya karar verdim. Benim eğitime katılma sebeplerim; öncelikle ingilizce konusunda yararlı olacağını düşündüğüm için ve ikinci sebep olarak da insanların mülakatlara ve özellikle de görüşmeciye olan bakış açılarını görebilmek. Açıkçası en büyük katılma sebebim; merak… 🙂

Eğitmen yuvarlak bir masada karşısına bir kişiyi alarak, google da mülakatlarda en sık sorulan soruları derleyip ingilizce telaffuz ediyor. Eğitmenin amacı, mülakat nasıl olur diye göstermek değil, ingilizce mülakat rahatlığını ve kelime dağarcığını geliştirmek. Başlıyor soruları sormaya… Neden bu mesleği seçtin? Zayıf ve güçlü yönlerin neler? Seni neden işe alalım? Ücret beklentin nedir? gibi gayet standart sorulardan oluşan basit bir ingilizce mülakat gerçekleştirdi. Sorulan sorular karşısında izleyicilerin, görüşmeciye (Onların tabiri ile İK’cı) karşı eleştirileri hızla artıyordu:

-Neden bu soruyu soruyorlar anlamıyorum?
-Ne öğrenmek istiyor? Kesin tuzak soru.
-Bu soru aslında çok gereksiz.
-Aha bu cevabı verdiği için İK’cı kafada sildi.
-Yanlış cevap verdin.En zayıf yönüm; detaycıyım, mükemmelliyetçiyim diyeceksin.
-Ellerini öyle koyarsan görüşmesi içe kapanık der, böyle durman lazım…

Bu gibi daha birçok eleştiri gerçekleştirdiler. Belli ki birçok mülakat deneyimi olanlar vardı aramızda. Zaten eleştiriler en çokta onlardan geliyordu. Şöyle yapman lazım, böyle davranman lazım, yoksa şöyle olur… Peki İK bu kadar sistematik mi gerçekten? Evet İK bir sistem bütünü: İK Planlaması, Seçme-Yerleştirme, Eğitim… gibi birçok kısmın birleşiminden oluşan büyük bir sistem. Ancak orada bahsedilen şeyler bu şekilde değil. Görüşmecileri soruları ezberleyen, tek tip insan arayan, tek tip cevaplar bekleyen kişiler olarak tanımlıyor. Fakat bence gerçek olan bu değil. Yaklaşık 1 saat süren mülakatlarda adaylar ne kadar rol yapabilir ki? Diyelim ki yaptı ve işe alındı. İşe girdikten sonra kişi gerçek karakterini ne kadar gizleyebilir?

Farklı pozisyonlar için her adayda aranan özellikler farklıdır ya da çalışacağı ekip düşünüldüğünde daha sessiz karaktere sahip olunan biri belki de işe alınabilir. Ancak bazı ekipler bu şekilde çalışma arkadaşı ile uyum sağlayamayabilir ve işe alınmayabilir.Bazı görevler ise; bireysel çalışmayı ya da ekip çalışması gerektirir. Adaylar tek tip bir işe alınmadığı gibi tek tip bir kişilikte beklenemez. Bence bu yanlış bir düşünce. Tek tip cevapları ezberleyip mülakatlara katılmaktansa, kendini tanıyıp sorulara destekleyici ve tutarlı cevaplar vermek daha iyi değil midir?

Evet kolay bir süreç değildir; iş aramak, mülakatlara katılmak, sonucu heyecanla beklemek… Benim anlatmak istediğim şey; bu sürece görüşmeci gözünden de bakılması, tek taraflı bakılmaması gerektiği. Mülakat zamanı gelip çattığında, google da ya da youtube da mülakat teknikleri araştırılmasın demiyorum tabiki. Ancak adaylar önce kendini tanısın, işini tanısın, tecrübelerine adapte olsun, değer ve yargılarını bilsin soruları kendilerine sorsun.

Kısacası, kendine hem subjektif hem de objektif bir dokunuş yapsın…